Bazen rüyalar görürüz. Rüya olduğunu bildiğimiz rüyalar. Bazende öykü kitapları okuruz öykünün içinde olduğunu bilen karakterlerin kitapları. Yazara baş kaldıran ve kendi öyküsünü yaşamaya çalışan karekterlerin öyküsü. Yazarı durdurup lafa giren karekterler mi dersiniz yazarın beraber nar yemek istediği karekterler mi dersiniz. Oldukça ilginç bir öykü kitabı. Filmlerde oyuncunun kameraya bakıp konuştuğu sahneler vardır bu sahneler benim pek hoşuma kitap. Bu sebebten olsa gerek bu kitabıda sevdim. İlk hikâyede bulunan kahraman ve incir ağacı Slvyia Plath'i anımsattı. Çocukluk dut ağaçları, dedeler, masallar, tombul ballı incirler o kadar benvariydi ki acaba kitabı ben mi yazdım diye şüphe ettim:) Yazarın yer yer alaylı bazen geren bazen tatlı tatlı gülümseten bazen boğucu bir yaz günündeymiş gibi hissettiren bazen ilk kar şehre düştüğünde hissettiğimiz yumuşaklıkla içimizi saran kalemini sevdim.
Yazar
Dergâh yayınlarında olan tanıtım yazısı
Sinem Torun, 1994’te Sakarya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. 2011’de Varlık Yayınları’nın düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde öykü dalında “Kuş Üzümü” adlı dosyasıyla dikkate değer ödülü aldı. Öyküleri; Varlık, Hece-Öykü, Dergâh gibi çeşitli dergilerde yayımlandı. Hâlen Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenim görmektedir
Başka doğru dürüst bir bilgi bir fotoğraf bulamadım. Twitter'dan mesaj atayım dedim.Hesabı kapanmış. Bu yıl içinde okuyup sevdiğim bir yazarla iletisime geçip duygularımı iletme hedefim var.Hadi bakalım .
Alıntılar
Ağlamak istediğim halde ağlayamıyordum, en sancılısı buydu. Ve size dedim ki: Hüzün. Aslında iki sokak altımda oturuyor. Şimdi, gerçek hüzün tastamam bu mudur diye sorarsanız eğer... değildir, hüzün bu dahi değildir.
'Bir kelimeye temâşâ etmenin ne demek olduğunu hiçbir kelimeye yaklaşamadığınızda anlarsınız. Bir kelimeye yaklaşmanın ne demek olduğunu bu cümleyi anlayınca anlarsınız. Bir cümleyi anlamanın ne demek olduğunu hiç kimse sizi anlamadığında anlarsınız. Bir gün bir kelime temâşâ edebilirseniz eğer... anlarsınız. Öncesinde kaybettiklerinizi.''
Okuma ritüellerimden biri de sevdiğim yayın
evlerinin hiç bilmediğim yazarlarından çıkan incecik öykü kitaplarını okumaktır.
Kitap alışverişi yaparken listemdeki kitapları alıp üstüne de bu incecik
kitaplardan alırım. Aynı sürpriz yumurta alıp içinden ne çıkacak diye
heyecanlandığımız gibi acaba nasıl bir kitap diye merak ederim. Geçenlerde aldığım
bir kitap 'duyulur dünyanın şakası' Feride Çetin'in yazdığı iki kitaptan
birisi. Kendince minik ironiler barındırıyor. Bu kitapta ile ilgili dikkatimi
en çok çeken şey kadının
bir oyun olması. Televizyon dizilerinden birinde oyuncu. Tv
dizilerinin bir çoğu bayağı yapımlar olduğu için burada oynayan, çeken, yazan bana bayağı gelmiştir. Bu fikir bilinçli bir şekilde düşünülmüş bir
fikirden ziyade anlık verilmiş bir tepkidir. Bu kitabı okuyup yazarı okuyunca
bu kanaatimin farkına vardım. Feride çetin'in birde yazdığı mini mini bir blog
olduğunu görünce kanım ısındı. Kimseye zararı olmayan kendi içimde
yuvarlanan bir ön yargı bulutunu böylece dağıtmış oldum.
Hikayeler
kısa bazı hikayelerde paragraflar eksikmiş gibi hissettim ve olay
örgüsünü yakalayamadım. Ama en nihayetinde beklentim çantamda taşımalık açıp
kısa aralarda bana eşlik etmesi olduğu için ben kitabı sevdim. Kısa ve birbirinden farklı kahramanların pek de ilgi çekici olmayan öykülerini okumak isterseniz buyurunuz.
Alıntılar
kitap okumayı ve Cem Karaca dinlemeyi severim.
*****
Size hem meydan okuyan hem de ilham veren birini bulun ve hayatınızı onunla geçirin.
*****
Hayatı kurban ya da kahramanlardan dinlersin. Birinin dili zehirli diğerininki bilgedir. Yolunu ona göre belleyeceksin.
Kafka Yayınları uzun zamandır takip ettiğim bir yayın evi.Sosyal gerçeklik üzerine yazılmış epeyce bir eser var. Gelelim kitabımıza.özgün adı Jugend auf der Landstrasse Berlin("Berlin Yolundaki Gençlik) kitap bu isimle yazılmış fakat o dönemde yasaklandığı ve yakıldığı için tarih sahnesinden neredeyse silinecekmiş fakat bir şekilde bir yerlerde korunmuş ve tam 80 sene sonra Blood Brothers ismi ile 2013 yılında Michael Hofmann tarafından
yeniden yayımlanmış.
Yazar
Yazar ile ilgili bildiğimiz kesin bir şey varsa o da adının ernest heffner olduğu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ortadan kayboldu ve o zamandan beri hiçbir iz bulunamadı.
The New York Times'ın Şubat 2015 sayısında William Grimes, Haffner hakkında gazeteci ve muhtemelen sosyal hizmet uzmanı olmasının dışında bir şey bilmediğimizi ifade etmiş
Konusu
Kitap bizi Berlin'in 1930 yılına götürüyor.yani Weimar Cumhuriyetinde Bu dönem hep ilgimi çekmiştir naziler gelmeden önce imparatorluk döneminden sonra 1918 ile 1933 arası.siyasi calkantilar ekonomik sorunlar ilk kez elde edilen özgürlükler coşku sefalet.kitap bu dönemin ruhunu çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Bu dönem aklıma çok partili rejime geçtiğimizde insanların yaşadığı o coşkuyu yoksulluk içersinde yaşarken gözlerindeki o umudu hatırlatıyor. (Bakınız 32.gün arşivleri Demir kırat)
Blood brothers bu cumhuriyetin son günlerinde geçiyor. Yetim,yetiştirme yurdundan kaçmış yada bir şekilde ailesinden ayrı düşmüş çocukların kurdukları sokak çetelerinde yaşama tutunma çabalarını okuyoruz kitap boyunca.Geceleri yatacak yeri,gündüzleri sırtlarına geçirecek bir hırkaları olmayan bu gençler refah içerisinde -bu refahlık tartışılır-içinde yari3 beslenmektense özgürlük içerisinde aç kalmayı seçiyorlar.
Açlıktan kıvranıp dudakları çatlağında yine aynı şeyi tekrar ediyorlar''Açlıktan gebermek! Evet, ama benim istediğim yerde! ''
Kitap çoğu yerde kanımı dondurdu.Bu açlık bu sefalet ve bu arada kalmışlık beni gerçekten yordu.Özellikle yurttan kaçan Willy trenin altında Berlin'e yolculuk yaparken buz gibi keskin soğuk ciğerlerime doldu ve benimde elim yüzüm trenin buhari ile kapkara oldu.
Neyseki kitapta bunca kötülüğe ,açlığa maruz kalan fakat içinde iyi kalma ,iyi olma güdüsü olanların koşullar ne olursa olsun iyi kaldıklarını görüyoruz .
Çoğu kişi kitabın edebi dilinin zayıf olduğunu söylese bile o dönemde bunlara bizzat şahit olmuş birisi olsaydım degil kitabını yazmak sonsuza dek kelimelerimi kaybederdim. Zaten bazen konunun kendisi başlı başına yeterlidir.edebi tekniklere ihtiyac duymaz,özne yüklem yeter.
Okuma önerisi:sosyal hizmet alanında çalışma yapanların mutlaka okumasi gereken bir kitap .
Alıntılar
Cepte parayı avuçladığında, Berlin nasıl da değişik görünüyor!
Kuzey ve doğu Berlin'den batı Berlin'e giden yol çoğunlukla özel bir otelin çarşafları üzerinden geçiyor gibi.
Vermek sadece, açlık ve sefaletin bilgisine doğal olarak sahip olan fakirlere mahsustur.
Gurur ve ön yargı önce filmini izlediğim sonra kitabını okuduğum bir kitap oldu.Normalde böyle şeyler yapmazdım. Ama önemli şeylere kafa yormayı bırakıp ya üzerinde çok düşünmeyeceğim romantik şeyler izleyeyim deyip yatağıma sevdiğim geceliklerle girip izlediğim bir film olmuştu. Cocukken kediler ve köpekler savaşsa hangi tarafı tutardım diye düşünürdüm. Sonra ilk genclik yıllarında bu Filmler ve kitaplar savaşsa hangi tarafı tutardıma döndü. Ilk gençlik yılları değince bir hoş oldum ama şimdi 21 yaşında olduğumu varsayarsak haklıyım değil mi?galiba sevdiğim ve hangisini daha çok sevdiğimi bilmediğim kavramlarda böyle bir yola gidiyordum .Bunun konumuzla alakası şu normalde önce kitabı okur sonra filmi izlerdim.Sonda beynimdeki harika görüntüleri filmlerde göremeyince bunu bıraktım. Kitabını okuduğum şeyin filmini izleme kararı. FAkat gurur ve önyargı filmini izleyip sevip sonra kitabını okumak istedim.OKudum da fakat şimdi yeni bir kategori oldu "filmini izleyip kitabını okumamak" neden bu kararı verdiğimi konudan bahsettikten sonra anlatacağım
Yazarı
Jane Austen bir köy papazının yedinci çocuğu ve Babası tarafından eğitilmiş. O dönemdeki kadınlardan daha iyi bir eğitim aldığı için baya şanslı anlayacağınız . Babası zaten onu hep desteklemiş ve daha 12 yaşında hikayeler yazmış.Hic evlenmemiş ve 41 yaşında vefat etmiş. Kitaplarında başkahramanları hep kadın ve hepsi de mutlu bir evlilik yapar ve kitap biter.
Açıkçası bu konuda o dönemin erkek egemen toplumunu düşününce ona hak veriyorum.Dili sade ince dokunmalar güzel tespitleri var.
Konusu
Mr. & Mrs. Bennet, beş kızları ile yaşamaktadır. Mr. Bennet, kitapları ve okuduğu satırları ile mutlu olabilen asıl bi aile babasıdır. Mrs. Bennet, kızlarını evlendirmek arzusu ile yanıp tutuşan, görgüden nasibini almamış, kızlarını ve kocasını küçük düşürmelere doyamayan bir kadın.Bennetler'in ailesinin yakınimda ki malikaneye bir beyefendi taşınır. Ve olaylar böylece başlar. 5 kız tanışma balosuna gider.Bingley (eve taşınan yakışıklı beyefendi,nazik karekterimiz)5 kızdan büyüğüne vurulur.Bingley'in soguk prens arkadaşı Mr.Darcy 5 kardeşten 2 numara olan elizabeth'i dansa kaldırmayı red eder .Kızımız Mr.Darcy sallamaz.Zekidir,sivri dilli ,güzel yüzlüdür Elizabeth ve Darcy ona vurulur fakaat o koca gururu zibilyon tane önyargısı vardır falan filan kitap boyunca başlarına gelen olaylar balolar,subaylar,dalkavuk papazlar,zengin çirkin hasta kizlar,kötü yürekli buruşuk zengin teyzeler gibi victoria tarzının kült karekterlerini görüyoruz.
Yorum
Kitabı çok tartışmışlar klasik mi değil mi?edebi mi yoksa alelade mi? Kitabta ince noktalar olmakla beraber dönemini yansıtması dışında pek farklı bir şey yok.Basbayagi olmasa da diger klasikleri yaşlı bilge beyler olarak hayal edersek bu onların yanında naif bir hanım kızımız kalır.Ama işte ordadır klasikler rafında .insanlar okuyor,kadınlar seviyor.Bir daha okumam ama filmlerini izlerim.Kitap boyunca 10 mss 5 mrs olunca kim kime neyi dedi oluyor.Kafan allak bullak oluyor bi yerde.Eger klasik severseniz okumayın sonra gelip vay efendim nasıl klasik demeyin.Ha eğer böyle romantik romanlar okuyorsanız okuyun.Hem sadece romantizm değil onun ötesinde edebi bir şeyler bulursunuz.
Göreceli bir kitap.Donemi yakışıklı boş subayları ve dalkavuk papazları iyi yansıtmakla beraber sonuda döneme uygun evlilikle bitmiş.Herhalde bu son beni mutlu etmedi.Birde kız tamam okuyor kitap falan kendini yetiştirmişte yinede dönem onu içine çekmiş o da balolardan balolara açmış yani.
Ben Küçük Kadınlarda ki Joeyi severim.Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan.hiç boyun eğmeyen o tam bana göredir. Aman victoria donemi iste 10 kat kıyafet giyip temizlik yaptıkları zamanlar çokta şey yapmamak lazım iste.
Malum temizlik,yemek ev işleri için günlük kıyafet tarzı .
Jane austen ve kabul ettiği dönemin dayatmaları.
Benim hayal ettiğim görünmeyen yüzü.yahut kendi Ayakları üzerinde duran kadınlar.
Bir soru
Acaba evlenseydi yine böyle mutlu evlilikli sonlar yazar mıydı merak ettim.